19 Mayıs 2017 Cuma

depresyonumdan kareler

nedenini bilmediğim bir iç sıkıntısı. hayatıma aksiyon katmak amacıyla üzerine gittiğim fobilerim. marmara denizinin denizanaları gibiyim. insanlık için küçük kendi için büyük bir yaşayan. vapurun dalgaları arasında yönü şaşan. bu kadarım işte.
kendimle baş başa kalmak dışında hiçbir şey beni üzemez.
gücün bedeli yalnızlık olmalı. veya yalnızlığın zorunlu kıldığı bir güç bu. güçlü hissediyorum. güçlüyüm ama hala ellerim titrer.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Ruh olmak istiyorum!

Bazen bu dünyaya gözlem yapmak için geldiğimi düşünüyorum. Düşündüğüm gibi bir ruh olsaydım, dünyayı gezerdim, en ücra köşelerine girerdim, insanların en uç deneyimlerini dinlerdim. Her şeyi bilmek isterdim. Her şeyi görmek, öğrenmek... Dünya üzerindeki bütün metrekareleri görmek isterdim. Bütün insanları tanımak isterdim. Bir insan bedeninde bunları yapmam mümkün değil. Ama bir ruh olsaydım, bütün hayallerim gerçek olurdu.
Aslında kısmi zamanlı ruh olsam daha iyi olurdu ama ne yazık ki böyle bir şey mümkün değil. Bilim bunu mümkün kılacaksa ölmemeyi diliyorum.
Bütün uzayı da dolaşmak isterdim. Neden bu insan bedene tıkılıp kaldık ki? Pek bi numaramız da yok.
Özgürleşmenin ilk adımı olarak, herkesi seviniz, saygı duyunuz efendim. Pasifleşiniz. İnsanlara onlar için bir tehlike olmadığınızı gösteriniz. O zaman kimse sizi üzemez, engelleyemez. Ruha dönüşmesek bile hayallerimizi korumuş oluruz.
Hırs, kıskançlık, sinirlilik... Zihninize vurulan kelepçelerdir.
Özgürleşiniz efendim.
Sevgiyle özgürleşiniz.
Boşverin dönsün dünya.
Her turda yeni bir şey öğreniyoruz.

14 Kasım 2016 Pazartesi

Starbucks Kafası

Biz çok leş bir neslin çok leş insanlarıyız. Kendimizi akıllı sanıyoruz, anlayışlı sanıyoruz, herkes bize derdini dökebilir, onlara şairane tavsiyelerde bulunabiliriz. Herkesin üzüntüsüne ortak olur, mahallede biri kediyi tekmelese internette hemen başlıklar oluşturur, hakaretler yağdırırız.
Evet biz anlayışlıyız. Hayvan severiz, hümanistiz. Biz bu leş nesilin kendini ayıklamış harika çocuklarıyız.
Peki.
Starbucks'ta oturuyorsun ve yanına Arapça bir şeyler söylenen, elinde sakızlar olan bir adam yanaşıyor. Alla alla. Güvenlik görmüyor mu bunu yahu? Bu içeri nasıl girmiş ki? Bi Starbucks'ta kahve keyfimiz vardı buraya da Suriyeliler girdi. Ülkelerinden neden kaçmışlar kalıp savaşsalarmış. Ümran bebeğe duyar göstermiştik ama?
Hala mı hümanistiz?
Bir de adamın gözünden bakalım.
Kurulu düzenini bırakıyorsun. Bilmediğin bir yerdesin. Hayatın bir evreden başka bir evreye geçiyor. Yaşamak için geldin. Yaşamak için kağıt parçalarına ihtiyacın var. Marka değeri yüksek bir kahve dükkanına giriyorsun. Bunlar iyi çocuklar ve burada olduklarına göre paraları da var. Birine yanaşıyorsun, sana aşağılayıcı bir bakış atıp arkasını dönüyor. Neden? Yabancısın diye mi acaba? Oysa ki rahatsız da etmemiştin sadece gülerek sordun. Diğerine yanaşıyorsun diğeri de aynı tepkiyi veriyor. Kıyafetin yırtık diye mi acaba? Tek takım elbisen bu ama. Yırtıklarını da dikmiştin oysa. Güzel mi dikmedin? Bu insanlar neden böyle bakıyor?
İnsanlık adına insanlığımızı kaybettik.
İnsanlığımızı kaybedip insan olduk.
Bunu yazdım çünkü, bugün Starbucks'ta otururken o suriyeli adam geldi. Gözlerim güvenliği aradı. Sakızı uzattığında hayır dedim. Sonra karşımda oturan yaşlı kadın 10 lira uzatarak bir sakız aldı. Adam o kadar mutlu oldu ki.. Kendimi aşağılık hissettim. Kadın 10 lira ile o adama mutluluk satın alırken kendimden tiksindim. Tam da sisteme uymuşum. Kendimi kendime rezil ettim.